Hülya Dolaş’tan Ötekilerin Postası’na dair ikinci mektup

op

Hedef gösterildiğim için bir metinle meramımı tekrar ele aldım
ilginize…

BİZ ÖTEKİLERİN POSTASI OLARAK (YATAY) HİYERARŞİYE İNANIRIZ. BU NEDENLE BÜTÜN ADMİNLER EŞİTTİR, AMA BAZI ADMİNLER DAHA EŞİTTİR.

Her şey bundan yaklaşık bir yıl önce başladı. Gene bir ölüm orucu kabusu yaşanırken Türkiye’de biz sıradan vatandaşlar, devletimizin bize verdiği ödevler ve görevler doğrultusunda etliye sütlüye karışmadan olaylara seyirci kalmaya devam ediyorduk. En büyük korkum o cezaevlerinin birinden, korkunç bir ölüm biçimi olan gıda yetersizliği kaynaklı organ iflası sebebiyle bir ya da birkaç cesedin çıkmasıydı. Buna seyirci kalacak olursam bu suça ortak olmuş hissedecektim kendimi. Peki ama ne yapabilirdim?
Ana akım medyanın duruma tamamen kayıtsız kalması ve bu nedenle de kamuoyunda herhangi bir farkındalığın oluşmaması, beni hepten büyük bir umutsuzluğa gark etti. Yaşadığım çaresizlikten dolayı, en azından benim hislerimi paylaşan var mı diye, denize düşüp facebook’a sarıldım. İşte bu süreçte Radikal Aktivist (Emrah Uçar)’ le tanıştım. Aklımdan geçen ilk şey, bu kadar iddialı bir ’mahlas’a sahip birinin büyük sol geleneğin tam da içinden geldiği, sınıf bilincinin çok yüksek olduğu, kendini ‘sol’ mücadeleye vakfetmiş bir devrim emekçisi olduğuydu. Bütün söylemleri de bunu destekler nitelikteydi. Bu güven nedeniyle onunla, konuyla ilgili düşüncelerimi paylaştım. Birkaç mesajlık bir beyin fırtınasından sonra sayfanın kurulması için gereken ilk adım atılmıştı. Galiba ilk büyük hatam bu oldu. Çünkü kişilerin, sosyal medyada kendilerini olduklarından çok daha farklı tanıtabildiklerini göz ardı etmiştim.

İlk kurulduğunda adı Açlık Grevi Postası’ ydı. Ve takipçi sayımız dikkate alınır bir seviyede bile değildi. Buna rağmen biz yaptığımız iş nedeniyle son derece büyük bir vicdani tatmin yaşamaktaydık. Bir şeyler başarabildiğimizi görünce hedef kitlemizi genişletmek istedik ve ilk iş olarak da yeni bir isim arayışına girdik. Madem ki (facebook’a rağmen) artık sistem karşıtı, muhalif bir haber paylaşım sayfasıydık, o halde Kürtler’den LGBT’ye, Aleviler’den sokak çocuklarına, sendikasız taşeron işçilerden nesli tükenen vahşi hayvanlara bu sistemin dışladığı, ötekileştirdiği ve asla söz hakkı vermediği herkese sözcülük etmeliydik. Bu düşünceler içinde geceleri uyumak yerine yatakta debelenip dururken aklıma, her ne kadar popülerliği kendinden menkul olsa da şu isim geldi; sayfanın yeni adı artık ‘Ötekilerin Postası’ ydı. Bu hikayenin George Orwell’ın şaheseri HAYVAN ÇİFLİĞİ ile benzerliği de tam noktada başladı.

Başlarda her şey eserde olduğu gibi gerçek olamayacak kadar iyiydi. Diğer kurucu admin de ben de son derece istekli bir şekilde neredeyse günün 24 saati özveriyle çalışıyorduk. Kısa bir süre sonra ‘kollektif ruha inancım’ ve tek başımıza tüm gündeme yetişemeyeceğimizi fark edip, yeni gönüllüler bulup ekibi genişletme yoluna gittik. Tabi ki ilkelerimizden asla ödün verilemezdi. Tamamen yatay hiyerarşiyle örgütlenmiş, asla ast üst ilişkisi olmayan, eşitlikçi, özgürlükçü ve her konuda şeffaf bir ekip olarak yolumuza devam etmeliydik. Romandaki ‘Snowball’ gibi tüm iyi niyetimle (ve/veya saflığımla) aynen de böyle yola devam ettiğimizi düşünüyor, ekip üyeleri arasında herhangi bir sorun yaşanabileceğine ihtimal vermiyordum. Galiba ikinci büyük hatam da bu oldu. Zira Andy Warhol’un ‘herkesin 15 dakikalığına ünlü olacağı’ nı öngördüğü çağ, sosyal medyanın popülaritesi nedeniyle bu çağdı. Daha da kötüsü Adorno’nun ‘Kültür endüstrisi’nde tanımladığı gibi her şeyin alınır satılır bir metaya dönüştüğü bu çağda bir sürü kişinin hayattaki ilk amacının bu 15 dakikalık şöhreti ve kısacık bile olsa onun nimetlerini elde edebilmek olması, daha da fenası bunun için moral değerleri yok saymak dahil bir çok şeyi göze alabilecek olmalarıydı.

İlk sıkıntı, Emrah Uçar’ın sayfa yöneticiliği şifresini ben dahil hiç kimseyle paylaşmaması ve sayfa üzerinde mutlak bir tasarrufa sahipmiş gibi davranmaya başlamasıyla yaşandı. Tüm ısrarlarıma rağmen o şifre yalnızca ve sonuna kadar E.Uçar’ın tekelinde kaldı. Benim ya da başka bir gönüllü editörün yapacağı her türlü değişiklik veya yenilik ancak E.Uçarın onayı alınırsa gerçekleştirilebilirdi. Bu noktada süreç Hayvan çiftliği ile paralel bir şekilde ilerlemeye başladı. Takkiye sona eriyor,‘Napolyon’ kimlik değiştirip, idealist bir devrimciden, asıl derdi iktidarın nimetlerinden faydalanmak olan bir muktedire dönüşüyordu. Bunlar yaşanırken bir yandan da Posta’nın popülaritesi artmaktaydı. Bu da beraberinde yeni faydalar getirmekteydi. Gerek yurt içinde, gerek yurt dışında çeşitli paneller, seminerler düzenlenmekte ve bu panellere ‘Posta’ adına katılımcılar çağrılmaktaydı. Bu panellere kimin katılacağı tabi ki E.Uçar’ın tasarrufundaydı. Ve pek tabiki hepsine kendi katılmaktaydı.

Kaderin cilvesine bakın ki bütün bunlar olup biterken Gezi olayları patlak verdi. Olaylar sırasında gerek ana akım medyanın uyguladığı otosansür, gerekse Gezi eylemcilerinin çoğunluğunun yeni kuşağa mensup olması hasebiyle ana bilgilenme kaynaklarının sosyal medya olması, Posta’nın popülaritesinin katbekat artmasına neden oldu. Artık taşlar yerine oturmuştur, ‘Boxer’ tutkal fabrikasına satılmalı, ‘Snowball’ sürgün edilmelidir. Bir gönüllü muhabirimiz olaylar sırasında Taksim meydanında, bir yandan polisle köşe kapmaca oynarken bir yandan da insan üstü bir çabayla birinci elden sayfaya haber yetiştirmektedir. Gezi olaylarının sönümlenmesinin hemen ardından bu arkadaş, emeğinin malum şahıs tarafından istismar edildiğini ve çabalarının yine o kişi tarafından takdir bulmadığı gerekçelerini öne sürerek sayfadan ayrılmıştır.

Bu süreçte E.Uçar, ‘Napolyon’ misali ‘ölen ölür, kalan sağlar bizimdir’ şiarıyla hareket ederek, Posta’nın yakaladığı popülarite ivmesini yükseltme çabalarına girişmiştir. Her zaman olduğu gibi yine kimseye danışmadan, tek başına karar alarak ‘Nar Ödülleri’ gecesini tertiplemeye koyulmuştur. Karar alma mekanizmalarında hiç kimsenin fikrini sormasa da, iş emek sürecine gelince tüm ekipten olağanüstü çaba beklemiş, hatta talep etmiştir. Lakin işler bitip, gece tertiplenince sahneye konuşmacı olarak tabî ki gene kendi çıkmıştır. Bununla da kalmayıp konuşma sırasında ne ekibin adını anmış, ne de ekipten herhangi birine teşekkür etmeye gerek görmüştür. Organizasyonun tüm masrafları gönüllü sponsorlar tarafından karşılanıp, tüm sanatçılar ve katılımcılar tek bir kuruş talep etmeden geceye destek vermiş olmalarına rağmen davetiyeler parayla satılmış, elde edilen gelirin nereye ve nasıl kullanıldığı muallakta kalmıştır. Gecenin sonunda ben, yani bu hikayenin ‘snowball’u, bir ekip olduğumuzu, yapılan hiçbir şeyi tek başına sahiplenemeyeceğini, hiç yoktan sahneden bir teşekkür çakarak bile bizi azıcık da olsa onore edebileceğini söylediğimde çok agresif bir tepki verip, bir çok insanın içinde, sıklıkla yaptığı gibi, çok sevdiği erkek egemen dili kullanarak hakaret düzeyine varacak şekilde karşılık vermiş ve lafı ağzıma tıkmıştır. Bu olayın akabinde E.Uçar, yönetici şifresini kullanarak benim şifremi iptal etmiş ve sayfaya ulaşımımı engellemiştir. Bu da benim, onun kendini Ötekilerin Postası’nın mutlak lideri ya da ‘CEO’su olarak görmeye başladığını iyice fark etmeme neden olmuştur. Böylece dananın kuyruğu kopmuştur. ‘Buyruk kesindir’ ‘Snowball’ çiftlikten sürgün edilecektir. Artık Postanın duvarında yeni bir slogan vardır; ‘BÜTÜN ADMİNLER EŞİTTİR, FAKAT BAZILARI DAHA EŞİTTİR’.

Her ne kadar o, bunun gönüllü bir ayrılış olduğunu iddia etse de bu açıkça bir tasfiye hareketidir. Çok uzun zamandır, çok kırılgan bir zeminde seyreden zorunlu birlikteliğimiz sonunda kökünden çatırdamıştır. E.Uçar’ın her zamanki agresif ve tekbenci tavırları artık bir mobbinge dönüşmüştür. Yaşadığım kırgınlığı ve öfkeyi dışa vurmak ve sadece konuyla ilgili arkadaşlarıma durumu anlatmak amacıyla şahsi Facebook sayfamda kısa bir açıklama yayınlamama mukabil Postanın ana sayfasında, adımın alenen kullanıldığı ve tek bir kişinin kaleminden çıktığı muhtemel çok ağır bir metin yayınlandı. Bu metinde ben, yalan yanlış birçok ifadeler kullanılarak suçlandığım gibi bir de açıktan hedef gösterildim. Bu da yetmezmiş gibi tam da iktidarın yaygın tavrı taklit edilerek (savcılar göreve çağrılmış), hakkımda dava açılmakla tehdit edildim. Bu güne kadar hiç akla gelmeyen ekip ne hikmetse burada hatırlanmış ve metin ‘Ötekilerin Postası ekibi’ olarak imza edilmiş. Bu ekip E.Uçar dışında başka kimlerden müteşekkildir merak içindeyim. Benim adım, hiçbir etik kaygı gözetmeksizin alenen kullanılırken metinde imzası olanların (Ötekilerin Postası ekibi) adları acaba neden gizlenmiştir onu da anlayamadım. Birileri baskı altında kalarak, veya muktedire yaranma çabalarıyla, veya iyice popülarizme gömülmüş Posta’nın popülaritesinden yararlanarak 15 dakikalığına internet şöhretini yakalama kaygılarıyla veyahut burada adı geçen Saiklerin tamamı ya da birkaçından birden mütevellit olarak bu metni imzalamış olabilir mi?..

Uzun lafın kısası amacım kavga çıkarmak ya da var olan kavgayı devam ettirmek değil. Başta E.Uçar olmak üzere Posta ekibinden beni tanıyan herkes kavgacı bir mizacım olmadığını iyi bilir. Fakat uğradığım haksızlık, bunca zamandır verdiğim emeğin bir çırpıda çöpe atılması, o kadar kıymet verdiğim sayfa(m)dan bir kişinin kaprisi yüzünden tasfiye edilmiş olmam bir yana, isim anası olduğum ‘Ötekilerin Postası’ nın ana sayfasından alenen hedef gösterilmiş olmam bardağı taşıran son damladır.
Ben bu satırları kimsenin baskısı ve etkisi altında kalmadan, tamamen kendi irademle kaleme aldım. Herhangi bir ekip, grup veya zümrenin imza desteğine ihtiyaç duymadan, her türlü ahlaki sorumluluğunu üstlenebilecek olgunluğu da gösteriyor ve tek başıma imzalıyorum. Tüm Ötekilerin Postası takipçilerine saygılarımla arz ederim.
Hülya DOLAŞ
Ötekilerin Postası Kurucu Editörü

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s