Gezideyim, arzular şelale!

seksiscisi

Bazı sol düşüncelerin çeşitli feminizmlerle hala çatışıyor olması pek şaşırtıcı değil, zira bazı muhafazakârlıklar ve faşizmler, sadece sağ siyasete veya (neo)liberalizme has değil. Kendini hareket(lerin)in bekasına adamış bazı natrans* heteronormatif entelektüel egemen erkekler, toplantı masalarında mangalda kül bırakmazken, hâlihazırda kendisi de bizzat politik olan, mikro iktidarların şahlandığı özel alanda, giyindiği “nezaket icabı” maskeleri soyunup tüm kadın-, homo-,trans-, orospufobilerini ortaya döküveriyorlar.

Gezi direnişine eş zamanlı olarak muhtelif zamanlarda bu yaşandı. Süreci yakından takip edenler biliyorlar, pek çok kişi için yeni karşılaşmalara vesile oldu direniş, bu şüphe götürmez bir şey. Bu karşılaşmaları yaşayanların birdenbire değişmesini beklemek çok mükemmeliyetçi bir şey olurdu. Bununla bizzat feminist var oluşum üzerinden yaşadığım tartışmalarda, Lambdaistanbul’daki nöbetçilik deneyimlerimde ve benzer pek çok yer/zamanda halleştim; değişim uzun bir süreç. Amma ve lakin mevzu yıllardır sürüyorsa (askıdaysa) ve halen bu değişim gerçekleşmiyorsa, hala muhtelif cinsiyetçiliklerle ve/ya fobilerle uğraşıyorsak; burada, bitleri tenzih ederek, bit yeniği aranmasından yanayım. Yani kasıtlı bir yok sayma, öyle ki, şiddetlerin en şiddetlisi.

Bazı natrans heteronormatif entelektüel egemen erkeklerin bu anlayamama hallerinin pek çok nedeni var; bunları uzun uzadıya saymak bu yazı sınırları içinde zor. . . Ama en basit formuyla, bunun iktidarı elinden bırakmama ısrarı olduğu açıktır. Çünkü erkekliği sorgulamak ve değişmek, onlar için iktidarı devretmek, bir anlamda, özel alanda koruyan/kollayan biricikliğini de alt üst eden bir durum. Bu koruma/kollama hikâyesi “öğretme” eylemiyle de paralel giden bir şey. Öğretmek hep bir “bilen özne”nin varlığını öngörmeyi gerektirmez mi?

Örnek vermek gerekirse, Gezi direnişinde LGBT bireylerin politika yaparken veya herhangi bir hareketlilikte bulunurken, esasen “solcu ağabeylerinin” onlara “uygun ortam” sağlamasıyla bunu yapabildiklerini özel alanda deklare eden kimselere rastladım. Bu bir ikiyüzlülük örneğidir, riyadır; olmamış gibi davranmayalım. Kendine “himaye eden” ve “ortamı rahatlatan” payı biçmek ve bu yolla bazı insanların politika yapabildiğini savunmak, direniş sırasında “orada” olan herkes için düş kırıklığı yaratacak, emek/iş bölümü açısından hiyerarşi kurma mealinde bir sözdür. Sırf LGBT hareketini ele alsak, hiç azımsanmayacak bir sokak politikası tarihinden bahsederiz; ayıp diye bir şey var, değil mi? Bu ve buna benzer söz-eylemleri çoğu kez kendi evlerimizde, sohbet ortamlarımızda yaşadık, yaşıyoruz.

Elbette bu söz öyle alelade bir söz değil; bu söz halihazırda bir “eksikliği” varsayıyor: asla ve kat’a “tam bir erkek” olmayış ve/veya kadın oluş; bu var oluşların “yerinde” ve “adam gibi” sol politika yapamayacağı düsturu. İlginç olan da bu entelektüel adamların sadece kendilerinin söylem analizi yapabildiklerini düşünmeleri. Buna ancak gülüyoruz.

Kendi eşcinsel hemcinslerini “yeterince erkek” bulmayışları, buz gibi homofobilerinden. Ama yine de hemcinsleri oluşuyla, çok da “feminen” değilse hani, birlikte aynı masaya oturulur; hadi diyelim azıcık feminense oturulan masada kıyıdan kıyıdan tebessüm edilir veya bir trans kadın ise masada oturan, elini ayağını koyacak yer bulamaz; bir trans erkekse mesela, aşağılar, boyuna aşağılar, hır çıkarır, onun “eksik” erkekliğini “ortaya döker.” Bunların deneyimlenmediğini söylemeyin bana!

Hatta başka bir homofobi örneği olarak şöyle bir olay da yaşandı: bu egemen heteronormatif erkeklerden biri, onunla daha önce kurlaşmış olan kadını başka bir kadınla öpüşürken gördü, sonra seviştiğinin bilgisine de erişti. Eyvah! O kadın, onun “listesindeydi,” yatılmak üzere bekletiliyordu. Hala “yatılabilir” olsa da artık “kirlenmişti.” Yine kendi “kutsal kadınının” mahaline “geri dönmek” en iyisiydi. Ama dönerken iki laf çakmak, bu kadının “kutsal olmayışını” da imlemek elzem olurdu.

O kadının halihazırda politik bir beyanı vardı: “Orospuyum.” Politik olmasının yanında mesleki de bir beyan. Zaten halihazırda varoluşlarıyla direnen orospulara, “alanda” yalandan alkış düzen bu adamlar, iş rakı sofrasına oturup ahkam kesmeye gelince, hemen bir çırpıda “orospuları” ve “orospu olmayanları” varlık (kutsiyet) ve yokluk (ahlaksızlık) ikiliğinde sınıflandırıveriyorlar. İçine giremediğini, “fethedemediğini”, (haa tabii) zaten herkes tarafından “fethedilmiş” olanı “canım artık istemiyor” tavırlarıyla baskılayıp reaktif faşizan bir arzuyla** “yeniden fethetmeye” çabalar. Egemen erkekliğin bu “eski arzu nesnesi” artık muhterem ikiliklerle örülü zihnin “kaka” pozisyonuna atanacaktır. Ama asıl korktuğu, o orospunun orospuluk beyanı ve buna dair tutarlılığıdır. Bununla nasıl baş edeceğini bilemediğinden yererek sindireceğini sanır. Hatta bu da yetmez bir punduna getirip haddini bildirir: fiziksel şiddet uygular. Yanlış olmasın, bu rıza dahilinde oynanan bir BDSM oyunu değil, seksi “had bildirmek” olarak var sayan erkek egemen aklın, seksin ikamesi olarak şiddeti kullanmasıdır.

Velhasıl artık bunu sineye çekmeme zamanı. Direniş eğer bir değişimi peşinden sürüklüyorsa, forumların “feminist” olanları yapılıyor, yapılmaya ihtiyaç duyuluyorsa ve halen o eski gedikli solcu “ağabeylere” laf anlatmak zorunda kalınıyorsa, bunun yanında o solcu ağabeylerin pek “deneyimsiz” bulacakları bazı natrans genç erkeklerin onlardan daha hızlı değiştikleri ve anladıkları, kabul etmenin süngüyü düşürmek olmadığının farkına vardıkları da görülüyorsa, gedikliler nazarında yerinde gitmeyen bir şeyler var demektir.

Gözümüzden kaçan (ya da görmeyi reddettiğimiz mi diyelim), politika ve cinselliğin işte bu kadar girift oluşu, arzu akışlarının eylediğimizle el ele kol kola gidişidir. Arzu, kendinden menkul saf bir kavram değil, pek çok bileşeni olan, hayatımızın her yerine değen bir mesele olarak ele alınmalıdır şu durumda. Yıllardır dilimize pelesenk ettiğimiz, politikliğinden kuşku duymadığımız özel alanda olmuş olanları, tek tek ve isim isim deşifrelerin yanında, kolektif bir farkındalığa dönüştürecek yolları da aramalıyız.

Tanıklıklarımıza yenin içinde kalan kol muamelesi yapmayalım, zira ağrı yapar, kendini hep belli eder.

Deniz Engin

Trans (transseksüel, transgender, travesti) olmayan. Şahsen cinsiyetlerin keskin kadın-erkek kategorilerinden oluştuğunu düşünmüyorum. Ama burada “erkek” bireyin trans veya natrans oluşu kritik bir öneme sahip. Trans oluşun, özcü bir tavırla, muhtemel faşizan oluşlarını olumlamıyor bu belirtme, tahakkümün (hetero)normatif/ egemen biçiminden bahsediyor. Burada söz konusu özne, trans olmayan erkeklerdir.

** Bkz. İlgili bölüm: Rolando Perez (2008) “Reaktif Arzunun Faşist Yapısı” An(arşi) ve Şizoanaliz içinde, Versus, İstanbul.

+ Bu yazi Kaos GL dergisinin Gezi ozel sayisinda yayimlanmistir. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s