Kemal Kılıçdaroğlu: “Dersim’de Bir isyan oldu bastirildi”

kk

“Olaya o dönemin tarihi koşulları içinde bakma gerekiyor. Dersim olayı özür dilenecek türden bir olay değildir! Dersim’de isyan çıkmasın diye vergi bile alınmamıştır, okullaşma oranı arttırılmıştır… Ama yine de isyan çıktı ve isyan da bastırmıştır. Dersim katliamını, Cumhuriyet tarihinin çok karanlık ve derin bir olayı olarak algılamamak gerekiyor.”

Reklamlar

3 comments

  1. küfür edeceğim de olmaz değil mi? bunlar işbirlikçiler o katliamdan nemalananların soyu sopu bence!

  2. ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKA SİYASAL SUNNİ İSLAM’IN POSTALLARI ALTINDA İNLİYOR!
     
    SURİYE VE TÜRKİYE’DE YAŞANAN SÜREÇ ÖZGÜRLÜĞE DEĞİL, SUNNİ İSLAM’IN HEGEMONYASINA GİDER.
     
    Sunnici AKP rejimi, yeşil sosyalizmi savunan Kaddafi’nin devrilişinde son anda büyük rol oynadı, – Kaddafi’ye vurucu darbeyi indiren  Misrata alanındaki aşiretlere, ağır silahlar ve aşırı dinci militanlar, Suriye örneğinde olduğu gibi Türk ordusunca, ‘yardım gemileri’ ile sağlandı. Sunni Libyalı aşiretler, AKP desteğinde iktidara geldiler…
    AKP rejimi baştan beri Mısır’da Müslüman kardeşler örgütünü destekledi. Sunni’ci siyasal İslamcılar Mısır’da da iktidar oldular.
    AKP rejimi, Tunus’da aynen Mısır gibi siyasal İslamcıları destekledi ve iktidara gelmeleri için gerekli yardımları yaptı.
    Sunni AKP rejimi, Bahreyn’de Şii muhalafeti bastırmak için ilkel aile diktatörlükleri olan Suudi, Kuveyt, Arap emirlikleri ve Katar’ın yanında yer aldı. Türk rejimi Irak’da Şii’lerre karşı Sunni Arap ve Sunni Kürtleri yanına çekerek orada da Sunni hegemonyasının restorasyonuna çalışıyor.
    Suriye alanına dönersek,  gerçeklik olan, azınlık topluluklar olarak Kürtler ve Alevi’lerin Suriye ve Türkiye’deki durumlarının hemen hemen aynı oluşudur. Aleviler, her iki ülkede de azınlıktırlar.
    1925 yılında Mustafa Kemal’in çıkarmış olduğu yasayla Alevilik yasaklanmıştı. Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
    1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.
    Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, ‘barışçıl’ yollan temizlenirken, Suriye’de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP’ yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!
    1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 650 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek “esas Müslüman biziz” propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali’nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.
    Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
    Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!
    Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
    Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.
    Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.
    Dünya’nın hiç bir yerinde, insanlar Atalarını katledeni, inancına zulüm yapanı, inançlarına yasak getireni, dergâhlarını kapatan kişiyi asla sevmezler. İnançlarını yasaklayan kişinin resmini evine ve ibadet ettikleri yere asmazlar. Kendi cellâdını çocuklarına kurtarıcısı gibi göstermezler. Aleviler bu hatayı yaptı.
    Biz atalarımızın düşmüş olduğu hataya asla düşmeyeceğiz. Geçmişimize bakıp ders çıkarmak zorundayız. Dostumuz kim, düşmanımız kim çocuklarımıza anlatmak zorundayız. Bunu anlatamazsak dün atalarımız katledildi, bugün bizler, yarın’da çocuklarımız katledilir. Alevileri dün Osmanlı katletti bugün ise Kemalizm…
    Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurarken, en büyük desteği Alevilerden almıştır. Mustafa Kemal kendi sistemini kurduktan sonra, 1925’de meclis’te özel bir yasa çıkararak, Alevileri yok saydı. Alevi dergâhlarının tamamını yasakladı. Alevilere ihanet etti. Bununla kalmadı Alevilere yönelik yeni katliamlar gerçekleştirdi.
    Dersim’de on binlerce alevi katletti. Atalarımız kendi ibadetlerini yaşayamaz oldular. Yeni nesil bunları bilmez. Bir köyde Cem yapılacaksa, köyün bütün giriş çıkışları kontrol altına alınırdı. Nöbetçi bırakılırdı. Devlet görmesin diye. 1990 yıllarına kadar Alevi gençlerin çoğu Cem nedir bilmezdi. Ne acıdır değil mi? Böyle bir zulüm olur mu? İşte Kemalizm budur. Ama çocuklarımız bunu bilmiyor.
    Mustafa Kemal, Sünni bir inancı savunuyordu. Bugünkü diyanetin temelini o attı. Camileri serbest bıraktı, ‘’Devletin resmi dini İslam’dır’’ dedi. Alevi dergâhlarını yasakladı. Nüfus cüzdanına din hanesini ekleyerek; Alevileri Müslüman gösterdiler. Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.
    Mustafa Kemal Irkçı, faşist, Turancı, Sünni mezhebine dayalı Faşist Türk devletinin temellerini attı ve geliştirdi. Bu ülkede yaşayan başta Kürt ulusu olmak üzere herkesi yok saydı. ‘‘Ne Mutlu Türk’üm’’ diyerek herkese tek tip elbise giydirdi. 1925’de Alevi dergâhlarını kapatan yasayı çıkarınca atalarımız yeterince tepki göstermemiştir.
    Var sayalım ki o zaman koşullar buna müsait değildi. Sindirilmiş bir Alevi toplumu vardı. Sessiz kalındı. Peki, Alevilerdeki Kemalizm hayranlığını nasıl açıklayabiliriz? Atalarımız hata yaptılar, hala bu yanlışta diretenler var. Dergâhlarımızı kapatan, Dilimizi, inancımızı yasaklayan Mustafa Kemal’i bize yanlış tanıttılar. Yazıktır günahtır. Doğruları anlatmak, hem insanlığın hem de inancımızın gereğidir.
    Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
    Hangi Alevi’ye sorsan;
    ‘’Şeriata karşı mısın?’’
    ‘’Evet, karşıyım’’ der.
    Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.
    Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.
    Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.
    Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.
    Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.
     Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler’e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK’yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Kemalizm ve onu temsil eden devşirmeci kalıntısı ordu sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.
     
    MEZHEP KAVGALARI ÖZGÜRLÜK  DEĞİL, BÖLÜNMEYİ GETİRİR!
     
    AKP rejiminin Suriye’deki mezhep kökenli çatışmalarda yer alması, başka devletleri de kışkırtıp alevleri sağa sola üfürmesi, Türkiye’ nin geleceğini belirleyecektir. Alevi Sunni çatışması hızla Türkiye’ye doğru yol alıyor!
    Şimdilerde Suriye ve Irak’ta yeniden alevlenen geleneksel mezhep kavgalarının hiç bir toplum veya millete özgürlük getirmeyeceğini 1400 yıllık geçmişe dayanarak idda etmek yerinde olacaktır.
    Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…
    İslam’ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri  ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor…

    Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine basit şekliyle kan bağı kurularak bağlanmış.

    Muhammet, Ebu Bekir’in damadı.
    Muhammet, Ömer’in damadı.
    Osman, Muhammed’in damadı.
    Ali, Muhammed’in damadı.
    Ömer, Ali’nin damadı.
    Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
    Yezit, Muhammed’in kaynı olan Muaviye’nin oğludur.
    Bu durumda
    Osman’ın ve Ali’nin çocukları Hz. Muhammed’in torunlarıdır.
    Ömer’in, Ali’nin kızı Gülsüme’den doğan çocukları Ali’nin torunlarıdır. Gülsüme Ali’nin kızı, Muhammed’in torunudur.
    Ömer’in çocukları Muhammed’in kayınlarıdır.
    Osman, Ali’nin çocukları, Hasan ile Hüseyin’in teyzesinin eşidir.
    Muaviye, Ali’nin eşi Fadime’nin dayısı.
    Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.
    Muhamet’in  632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

    Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
    Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
    Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
    Hiristiyan ve Jahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
    Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
    Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
    SUNNİ  İSLAM
    Türkiye’de Sunni mezhebi yoluyla Müslümanlık tekelini ellerinde tutan cemaat ve tarikatlar, islam’ın yeniden yükselişini hızlandırma sürecinde eski silahlara yeniden sarılıyorlar.
    Ortadoğu’da Sunni islam’ın hegomonyasının klasik anlamda yeniden restorasyonu için daha kanlı mücadelelerin kaçınılmazlığı sözkonusudur. Suudi’lerin haram paraları ile palazlanan bin bir çeşit örgüt, çürümüş kokuşmuş bazı Batılı liderlerinin desteğinde feci şekilde silahlanmaya devam ediyor.
    Türkiye’de halkın çoğunluğunu oluşturan Türk Sünni Müslüman kitlenin Alevi ve Kürt kökenli yurttaşlara bakışındaki çarpıklıklar, ayrımcılık ve piskolojik baskı artarak devam ediyor. Şöyle ki; eskiden İslamcılık perspektifin belirlediği entelektüel fanus içerisinde mezhepçilik olarak  hemen hemen tümüyle olumsuzlanırdı. İlerleyen ülke için bir fazlalıktı bu. Tarihin çöplüğünde yok olması bekleniyordu. Ama bu beklenti boşa çıktı. Son çeyrek asırda iyice ivme kazandığı üzere İslamcılık kamusal hayata geri döndü.
    Bizdeki İslamcılık tartışmasının merkezinde Sünni İslam var. Sünni İslam kamusal hayatı donuklaştıran, hatta belli ölçülerde yozlaştıran katalizör bir güç gibi iş görüyor. Özellikle İslamcılık-erkek eşitliği, farklı inanç ve düşüncelere saygı ile devlet ya da aile gibi kurumlara atfedilen kutsallık gibi nitelikler bakımından Sünni İslam eşitsizlikçi, antidemokratik ve otoriter bir kültürün yeniden üretimine yardımcı olmaya devam ediyor..
     
    Aleviler üzerinde baskı olduğu kabul edilmelidir. Bugün Türkiye’deki 20 milyonluk Alevi kitle üzerinde, Osmanlı Devleti zamanından gelen ve halen sosyal, kültürel ve psikolojik ağırlıklı olarak süren ağır bir baskı vardır. Bu baskının adını, açık yüreklilikle koymanın zamanı gelmiştir. 
    Alevi kitle bugün bile Alevi olmaktan korku duymaktadır. Türkiye radyo ve televizyon istasyonları, Alevi kitlenin varlığını esasen kabul etmiyor.
    Suudi Arabistan veya Suriye örneğinden farksız olan Diyanet örgütü, son yıllarda, Alevi köylerine cami yapmak, imam göndermek gibi, bilinçli bir baskı yöntemi daha geliştirdi. Kendi varlığından başkasına tahammül edemeyen zihniyetin bu uygulamasına son verilmezse Suriye örneği iç savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Aleviler, Osmanlı kalıntılarının yapmak istediklerini şimdilik korku içerisinde sesizce takip ediyorlar, ama bu yaklaşan fırtınanın varlığının inkarı değildir.
    Suriye üzerinden mezhep kavgasına katılan AKP rejimi, ”özgürlük hürriyet” adına Suudi ve Katar’dan gelen milyarlarların şarhoşluğu ile, Orta doğu’yu kan gölüne çevirecek senaryoların baş aktörü olmak istiyor. Türkiye’de islamın dışında başka dinlere geçenlerin zülme uğradığını bilmeyen yok! 1913 lerde Osmanlı nüfusunun yüzde 36 sını oluşturan Türkiye Hıristiyanlarının kökü getirildi. Bugün Türkiye’de yüzde yüzlük Müslümanlığı savunan AKP rejiminin, Suriye’ye özgürlük getirme yalanlarına kanmak saflıktır. Kendi ülkesinde hiç bir hak hukuk tanımayan Katar, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi en kötü diktatörlüklerin başka ülkelere özgürlük getireceklerine inanmak kadar aptalca bir şey olamaz.
    AKP’ nin bugün takip ettiği çizginin mezhep – hizip – tarikat – aşiret temelinde oluştuğu ortada olmasına rağmen, çıkar peşindeki bazı kesimlerin takkiyelerine şaşmamak mümkün değil! Türk ırkçılığı ile Arap milliyetçiliği olan islam ideolojisinin karışımından yeni siyasal ideolojisini oluşturan AKP yönetimine göre ”Avrupalılık” siyasal olgusu fazla özgürlükler içerdiğinden kökten dönüştürülmelidir.
    AKP İktidarının, ülkeyi ele geçirerek, devleti kendine göre yeniden tanzim ederek zaman içinde dışa yönelmeyi, komşu ülkelere saldırmayı hedeflediği belli oldu! “Siyasallaştırılmış Teologlar (İmam Hatipliler) devri”dir bu devir. Siyasi teoloji anlayışının, “dinsiz” seküler politika ve politikacılardan daha temiz ve isabetli olduğu (çünkü Allah’la ilişkili olduğu vs.) efsanesi çökmeden yeni hedeflerle  kitlelerin elde tutulması gereklidir..
    Türkiye’nin iktidar partisi AKP, yonetiminin 12. yılına girerken laik ve demokratik bir ülkeden bahsetmek abestir. AKP bürokrasiyi kendi kontrolü altına geçirerek Türkiye’nin temel kimliğini değiştirmiştir. Bugün, Avrupa Birliği’ne katılma retoriğine karşın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırıp Müslüman kardeşler, Hamas, Hizbullah gibi karanlık oluşumlarla dostluklar geliştirmiştir. Türkiye’nin bu radikal dönüşümün ardında sadece AKP’nin siyasi makinası değil, 8 büyük cemaat- tarikat – tekkenin de ortak olduğu uluslararası politik İslamın gücü vardır.
    Bugün Türkiye’de 164 bin cami var. Yani, her 410 vatandaşa bir cami düşüyor. Din iman adına Türkiye bir beton yığınağına çevrilmektedir. Diyanet İşleri Bakanlığı’nın harcamaları yediye katlanmıştır. Din işleri bakanlığı harcamaları AKP’nin iktidarı sırasında 5.3 katrilyon liraya çıkarılmıştır. Bu bakanlığın bütçesi diğer sekiz bakanlığın toplam bütçesinden daha büyüktür.
    Postmodern ümmetçi hareket, bugün muazzam bir güç haline gelmiştir. Medyadan, MİT, ordu ve polis teşkilatına, ticari alanlardan, eğitim kurumlarına kadar inanılmaz örgütsel ağlar oluşturulmuştur. Bu son derece iyi düşünülmüş, iyi hesaplanmış ve büyük bir soğuk kanlılıkla hayata geçirilmiş bir kuşatma stratejisidir. İslam, yeniden bir yayılma taktiği olarak kullanılıp ülke “toplu hipnoza” sokulmuştur.
    İslam gibi bir din veya devlet anlayışı, Osmanlı’da olduğu gibi her alanda baskı zulmün alt temellerini oluşturmaya devam ediyor. Osmanlı Devleti bünyesinde sistemli razia hareketleri ile zayıf olan  azınlıkların toplu katledildiklerini görmekteyiz. Aynı şekilde şimdiki politik islamın hızla her alanda dengeleri lehine çevirerek Irkçı tekçi esaslar üzerinde yeniden formasyon kazanarak aynı icraatları devam ettirme azminde olduğunu gözlüyoruz. Asimile devam ediyor, ötekileştirilerek, kendi kimliklerine düşman edilme devam ediyor. Yerli Anadolu halklarının inkar edilmesi, herşeyin İslamist Arap ve Orta Asya göçebelerinin Anadolu’ya ayak basmalarına indekslenmesi hala devam ediyor. Kürtler’in ve Alevi’lerin Arab’ ın kılıcı ile Müslümanlığı kabul etmeleri onların yüzyıllar süren bu tarihsel esirliklerinin de maddi temellerini oluşturmuştur..
    Siyasal İslamcıların başat olmayacağı bir Türkiye ve Suriye, Alevi toplumunun savunduğu bir seçenek olmasına rağmen, bunu pratikte gerçekleştirmek zor olacaktır.. Erdoğan’ın ABD ziyareti bunu göstermiştir. Bu açıdan Türkiye yönettiği politik İslamcıları bölgede petrol alanlarına yayılmak için ana güç olarak elde tutacaktır. Bu politika Kürtlerin çıkarlarına terstir. Sistem içinde yer almasını düşündükleri güçler içinde kendi işbirlikçilerini öne çıkarmaya çalışıyorlar, fakat bu kısa vadeli bir oluşuma yöneliktir. Özellikle Irak alanındaki Kürtlerin devletleşmeye doğru hızla yol almaları, bütün Kürdistan’da yükselen uyanış, PKK’ ye hakim olan işbirlikçilerin, özel harple çalışan Abdullah Öcalan’ın MIT ve Kontrgerilla ile beraber uydurdukları sahteliklerle Kürtleri kandırmaya çalışmaları da sonuç vermeyecektir. Eğer hiçbir ırkçı siyasal islam gücün hegemon olmadığı bir Türkiye ve  Suriye isteniyorsa Kürt’ lere ve Alevi’lere mutlaka bir statü tanınmak zorundadır. Çünkü bu inkarcılık, özgür ve demokratik yaşamlarını tanımama ancak bir kesimin hegemon olduğu koşullarda olabilir.
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
     
    Turkiye Buyuk Millet Meclisi: Vekillerin ayrıcalıklarının artmasını sağlayan yasanın iptalini istiyorum
     
    http://www.change.org/petitions/turkiye-buyuk-millet-meclisi-vekillerin-ayr%C4%B1cal%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1n-artmas%C4%B1n%C4%B1-sa%C4%9Flayan-yasan%C4%B1n-iptalini-istiyorum#

  3. AKP, KÜRTLER’E 1924 LERDEN ÖNCEKİ DURUMDAN DAHA KÖTÜ BİR STATÜYÜ DAYATMAYA DEVAM EDİYOR.

    Yıllardır Kürtleri oyalayan AKP, sonuçta 90 yıldır yapılanla kaldı. TSK nin dayattığı kırmızı çizgileri savunan Recep Tayyip Erdoğan, Kemalistlerle Kürt sorunu üzerinde anlaşmaya vardı.
    Erdoğan hükümeti, M. Kemal’in 1920 lerdeki durumuna benzer bir yol almaya başladı.
    M. Kemal zayıf olduğu başlangıç yıllarında Kürtleri yanına çekmek için vermediği vaat kalmamıştı. Nutuk kitabında derlenen yazı ve haberleşmelere göre Kürtler’e tam otonomi bile vaat etmişlerdir. Yani Erdoğan’ınkinden çok çok fazla. AKP otonomi değil, Kürtlerin öz isimlerini bile serbest bırakmak istemiyor.
    İnönü ve Kemal Atatürk Kürtler’e açıkça kağıt üzerinde harita çizerek, devlet imajı bile yaratmışlar ve böylelikle onları Ermeni ve Rumlara karşı kullanmışlardır.
    O zaman Kürtler, Kemal ve İnönü’nin yazdıklarını okuyamıyorlardı.: Kürt bilinç ve örgütlenmesi az idi, şimdi bu yalanların onda birine bile inanan insanlara Kürt önderi denebilir mi?
    Devletleşen Erdoğan kliği Dil hakkını-ana dilde eğitim- vermeye yanaşmıyor. Irkçılıkta Hitlercileri kopyalayan AKP militanları, utanmadan bire Kürt sorununu çözme sürecinden bahsediyorlar. Erdoğan Musollini’yi fazla okumuş ki onun alevere daleverelerini de fazlasıyla uyguluyor… Mustafa Kemal Kürtleri Sivas ve Erzurum kongrelerinde yanına çekti. Kongrelerini bile sözde Türk olan alanlarda yapamayan devşirmeler, Kürtler sayesinde adam oldular, bunun da unutup Kürtleri yoketme sürecine, ” açılım, Kürt süreci” adını takıyorlar.
    Bütün tarihçilerin benimsedikleri ortak noktaya göre, kürtler olmasaydı, TC diye bir şey kurulamayacaktı.
    Kürtler’e, devlet denetiminde TV, radio ve seçmeli ders dışında kesinlikle yeni bir şey verilmeyecektir. Bu radyo ve TV lerden yapılan ise bilinen devlet propogandasıdır, yani bunlar da nihayetinde Kürtleri asimilasyon içindir. Erdoğan, devleti ele geçirme sürecine, ‘demokratik süreç” yalanları ile solcuları ve Kürtleri yanına almaya çalıştı, ama onları 12 Eylül Kenan Evren anayasası ile içeriye tıktı. Kürtleri kandırma ve oyalama sürecine ise açılım süreci adını verdi. Şimdi ise Kürtleri eski statüde tutmak şartı ile Türk ordusunun desteğini aldı. Erdoğan tek şef olacak, onun başkanlık hayali TSK tarafından şimdiden onaylanmıştır.. Yani burdan çıkan sonuç, Türk ordusu için, dünyanın altı üstüne gelse de, kıyametler kopsa da, mollacı biri cumhurbaşkanı olsa da, bunlar Kürtlere karşı oldukları müddetçe, her şey mübahtır,, yeterki Kürtler’e hiç bir hak verilmesin. Türk general çeteleri için Kürtler öcüdür:…”Suriye’ye girilecekse, Kürtleri engellemek için girilsin, Dünya savaşı çıkacaksa bunda da bir hayır vardır, fırsattan faydalanıp Kürtlere bir soykırım uygulayabiliriz…” Türk devletinin birincil doktirinine göre, Kürtlerle mücadele ettikleri müddetçe Araplarla birleşilsin, El Kaide-El Nusra ile ortak eylemler yapılsın, yeterki her şey Kürtler’e karşı olsun, mantığı AKP nin yeni rotasında da ana element oldu.
     
    1922 LERDE KÜRTLER DAHA FAZLA HAKLARA SAHİP İDİLER.

    **** 90 yıl evel Kürtçe isimler yasak değildi. Bir kürd çocuğuna Arîn, Asmîn, Çeman vb.. isimleri doğal olarak veriyordu. Bugün ”açılım süreci” yalanlarından sonra hala bu isimler, ırkçı Türk nufus dairelerince yasaktır.
    **** 90 yıl eveline kadar, Kürdistan’ın köy ve kasabalarının yüzde doksanından fazlasının adı Kürtçe idi. şimdi dünyada çağ değişti, ama Türkler 100 yıl geriye gitti ve hemen hemen bütün Kürt isimleri haritadan silindi ve sözde AKP açılımına göre, bütün Kürt yerleşim birimleri Kemalist ırkçıların taktıkları Türk isimleri ile anılacaklardır…
    **** 90 yıl içinde 10 milyon civarında Kürt, zorla, beyin yıkama ile kendi kimliğine zıt bir kimliğe sokulmuş, kendisine deli gömleği giydirilmiştir. AKP asimilasyonu, yani Kürtleri soft yoluyla yoketme sürecini daha fazla din etmeni katarak yeni metotlarla devam ettirecektir. Sözde Kürt Televizyonu denilen yerlerden, bir zamanlar İbrahim tatlısesin yaptığı gibi Kürt dili ile alay edilmektedir, Kürtler piskolojik aşağılama yoluyla kendi kültürlerinden soğutulacaklardır.
    **** 90 yıl evel, Kürt medreseleri vardı, Kürtler kendi ana dillerinde resmen eğitim yapabiliyorlardı (1924 de resmen yokedildiler). çağ atlatıldı ama Türkler 100 yıl daha geriye giderek, kendi topraklarında, Türklerden daha uzun bir tarihi olan bir topluma, ana dilini ”seçmeli” diye dayatmaya devam etmeye başladılar.
    **** 1920 lerde Kürdistan topraklarında daha az karakol vardı, şimdi TC tarafından sadece Kürdistan’a yapılan ve bugün karakol adını alan ( o dönemin askeri kışlaları) sayısı, Osmanlı İmparatorluğunun toplam karakol sayısından daha fazladır ve AKP Türk ordusuna verdiği söz gereği, 2023 e kadar bunları ikiye katlamayı düşünmektedir.
    **** 1920 lerde Köy koruyucusu yoktu, tam tersine Kürtler kendileri silahlı idiler ve kendi alanlarında kendileri karar veriyorlardı, yani Osmanlı veye Türk ordusuna bağlı şimdiki gibi milis bir güç yoktu. AKP 90 yıl sonra bunları daha da kuvetlendirerek, Kürtleri içerden bölerek hakimiyetini devam ettirmeye çalışacaktır.
    **************************************************
    Kürdistan halkının kendi problemini-kaderini çözüm sürecinde, halktan gelen bazı öneriler:
    1- Türkler, sorunu terörize(şiddet temasını ön plana almak..) ederek kapatmak istediklerine göre onların istediklerinin tam tersini yapmak gerekir. Çünkü bu şekilde, Kürtlerin ellerine hiç bir şey geçmediği ortaya çıktı.
    **** Mesela Türk okullarını boykot eden 1 milyon Kürt çocuk, 1 milyon bomba atmaktan daha büyük iş yapmaktadırlar.
    **** Dıyarbakır’da, Ana dilde eğitim için, süreklilik kazandırılmış,100 000 kişilik eylemler yapmak, 50 yıllık gerilla savaşından daha çok tesirlidir. Bu eylemler, İstanbul gezi eylemleri gibi süreklilik karakteri taşımalı, barışçıl olmalı, yüzü maskeli, oraya buraya koşuşan gençler disiplin altına alınmalıdır. Basit slogan ve yüz maskeleri devletin istediği bir şeydir. İstanbul eylemlerini saptırmak için polisin buna başvurduğu ortaya çıktı. Polis, bu türden piskolojik metotlarla, milyonluk kitlesel eylemleri binlere kadar indirebiliyor.
    **** Maskeli şahıslar eylemi, Kürtlerin bugünkü durumuna terstir. TC kendi adamlarını maskeli Kürt diye ortaya sürerek, Kürt halkını karanlık, yabancı bir toplum olarak tanıtmak istemektedir. Kürtlerin maske takarak, yollarda araç durdurup kimlik kontrolü yapmaları saçmalığıTC devletinin oyunudur.
    **** AKP nin demokrasi paketinin içeriği şimdiden ortalığa sızdı: TC Kürtleri 90 yıl geride tutarak yoluna devam etmek istemektedir. AKP devletleşmiş, ordu ve bütün kurumları kendi kontrolüne almıştır ve şimdi tek yapacağı Kürtleri yok etmektir…Onların seçimlerinden fazla bir şey beklemeden, Dıyarbakır temel alınarak kürt otonomisi için acilen faaliyetlere geçilmelidir.
    ***** BDP, çalışma merkezini Kürdistan’a kaydırmalı ve Kürdistan otonomisi verilmediği müddetçe, Türklerin okulları, malları boykot edilmelidir. Unutmamak gerekir ki, Kürtlerin değil, Türklerin Kürtlere ihtiyacı vardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s