Halepçe Üzerine (Robert Fisk’in kaleminden)

halepce

28 Mayıs 1991’de, Kuzey Irak’taki bir çadırda oturuyorum. Halepçe katliamının üzerinden 3 yıl geçmiş. Etrafımızda Saddam’ın son etnik temizliğinin (Kuveyt sonrası kışkırttığımız ve ihanet ettiğimiz Irak ayaklanmasını takip eden zulmün) kurbanı Kürtler var; ABD’nin askeri koruması altında, sefalet ve hastalıkla boğuşuyorlar, perişan durumdalar. Tepelik bir bölge, soğuk, çadırların çevresindeki çukurlarda hala kar kümeleri var. Amerikan Chinook helikopterleri mülteci kapına gıda ve battaniye taşıyor.

Züleyka Mustafa Ahmed yirmi iki yaşında, beyaz bir entari giymiş, siyah saçlarını başörtüsüyle kapatmış. Ailesi, yaklaşık 10 bin Kürt’ün öldürüldüğü Enfal hareketinin kurbanı. 14 yaşında evlenen Züleyka, Enfal başladığında altı çocuğu ve kocası Musa İsa Hacı ilebirlikte yaşıyormuş. Binlerce Kürt gibi onlar da, hükümetin en yakın kasabaya nakledilmeleri talimatına boyun eğmiş. “Arabamızla Dohuk’a yaklaşıyorduk ki, Iraklı askerler bizi durdurdu,” diye başlıyor anlatmaya. “Yüzlerce Kürt’le birlikte  Dohuk kalesine götürüldük. Bizi ikinci kata aldılar, Musa’yı gördüm, beton bloklarla dövülüyordu. On adamın o bloklarla dövülerek öldürüldüğünü kendi gözlerimle gördüm; onlardan sadece altı metre uzaktaydım. Sonra hepsini alıp götürdüler. Musa ile konuşmayı başardım. ‘Korkma sen bir erkeksin’  dedim ona. ‘Lütfen çocuklarımıza iyi bak. Beni öldürseler de önemli değil, sen çocuklara iyi bak,’ diye yanıtladı beni. Ne diyebilirdim ki ? Musa’yı götürdüler ve onu bir daha hiç görmedim. Bazen kocamı bir daha hiç göremeyeciğimi düşünüyorum – evet, bazen bunu düşünüyorum.”

Züleyka köyü Baharka’ya dönmüş. “Bir müddet sonraydı. Uçaklara alışmıştık artık. Sabah erken, tarlaya gitmek için üç çocuğumla köyden çıktım (diğer üçü dedeleriyle kalmıştı), fakat iki uçağın Baharka üzerinde alçalıp bomba attığını gördüm. Yoğun bir duman yükseldi ve rüzgarla bize doğru ilerledi. Toprağı duman kapladı. Küçük bir tepenin arkasına saklandık,  fakat duman bize doğru geliyordu. Dumanın hoş bir kokusu vardı, ilaç gibi. Derken en küçük çocuklarım, Serbaş ve Salih ağlamaya başladı. Sonra ishal oldular, bir türlü kesilmiyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum, onları Erbil’deki hastaneye götürdüm. Doktorlar korkmuştu. İğne yaptılar, ilaç verdiler, fakat işe yaramadı. İkisi de kararmaya başladı, asfalt gibi karardılar ve dokuz – on gün sonra öldüler. Büyük olanı ölürken parça parça akciğerlerini kusuyordu. Onları köy mezarlığına gömdüm. Çok çocuk öldü köyde. Şimdi oraya gitsem, mezarlarını bulamam.”

Züleyka bir daha asla evlenmeyeceğini söylüyor. Bundan sonraki hayatını nasıl gördüğünü sorduk. “Sadece sağ kalan çocuklarımı büyütmek için yaşıyorum, hepsi bu. Rüyalarımda ölen çocuklarımı görüyorum. Bir keresinde ölen kocamı gördüm rüyamda, bana, ‘Çocuklara söz verdiğin gibi bakmadın, o yüzden öldüler,’ diyordu.”

Aynı bölümde Halepçe katliamına ek olarak Fisk şu bilgiyi not ediyor;

“1988’de ABD’de Halepçe 188 haberde zikredilmişti, 1989’da ise bu sayı yirmiydi. 2000′ e gelindiğinde Halepçe Amerikan medyasında sadece on haberde yer alıyordu. Fakat sonradan George W. Bush yönetimi tarafından, yaklaşan Irak işgalini meşrulaştırma operasyonunun bir parçası mahiyetinde tekrar ısıtıldı. Gazeteciler sadece 2003 yılı şubat ayında Halepçe’yi 145 defa hatırladı. Tony Blair ve diğer Batılı liderlerle birlikte Bush, sürekli Saddam’ın ‘kendi halkını zehirli gazla katlettiğini’ vurgulayıp durdu.”

ROBER FISK – BÜYÜK MEDENİYET SAVAŞI, ORTADOĞU’NUN FETHİ

Reklamlar

One comment

  1. ortaokuldaydım, Bitlis de yaşıyordum ama mutlu bir çocuktum, o kadar ki dayımın bana istanbul dan getirdiği bir oyuncak arabam hatta topum bile vardı. aile büyüklerimiz dahil kimsenin ölümüne tanık olmamıştım. ölüm o zamanlar benim için yalnızca pazar günleri yayınlanan western filmlerinde vardı, birde arada sırada gittiğimiz Bitlis in tek sinema salonundaki cüneyt arkın filmlerinde… birgün abimler eve gelip battaniye vb bir sürü diğer malzemeleri paketleyip götürdüler, nereye götüreceksiniz bunları diye sorduğumda Halepçe mağdurlarına demişlerdi ama cevap daha fazla soru doğurmuştu. sonra onlar gidince babama tekrarladım soruyu, bana anlayabileceğim en açık şekilde anlattı ”halepçe de yüzlerce binlerce insan öldürüldü, bunların çoğuda senin yaşıtlarındı” ortaokuldaydım ama hayatı bilmiyordum. yinede hatırladığım tek şey gece başımı yastığa koyduğum an nasıl hıçkıra hıçkıra ağladığım ve sabaha kadar rüyamda bebek cesetleri gördüğümdü…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s