Can Seven Barselona’dan bildiriyor: Ulusal Takım

Barselona kan ter içinde. Akdeniz’den gelen esinti dar sokaklara girdikçe ortadaki sarmısak kokusunu dağıtarak havayı biraz rahatlatsa da, aşırı sıcağa pek alışık olmayan Batı Akdenizliler bezmiş durumda. Açık camlardan daracık sokaklara İspanyol televizyonlarının sesleri yayılıyor, sıcakla yoğrulmuş bir kakofoni sarıyor taşları. Her program, her haber, her reklam ulusal takımdan ve futbolun birleştiriciliğinden dem vuruyor. Tarihi boyunca hiç birleşmemiş İspanya’nın envai çeşit halklarına. Özgürlükçülüğüyle bilinen Bilbao kentinin çıkardığı bir ulusal takım oyuncusu Bilbao’dan, bir diğeri Madrid’den, biri de Barselona’dan bağlanıyor reklama: “Hep beraber sevinelim.”

İşsizlikte (gençlerde yüzde 56) Avrupa rekortmeni, AİHM’de işkence nedeniyle mahkûmiyette AB ülkeleri arasında açık ara lider, ödenek kesintileri sonucu madenci greviyle sallanan, son yılda birden fazla genel greve sahne olmuş İspanya’da hayat futbola kilitlenmeye çalışılıyor. Avrupa Kupası’ndan önceki vaziyet bu. Katalunya’da asmaya genelde cesaret edilemeyen İspanyol bayrakları Barselona merkezindeki balkonlardan sallanıyor. Yüz küsur yıllık ferforje trabzanlı dar balkonların bazıları belki Franco döneminden beri ilk defa İspanya bayrağı taşıyor. İnsanların üzerinde İspanya formaları; en çok da turistler giyiyor bunları. Pakistanlı ve Hintli göçmenlerin hediyelik eşya satan dükkânlarının vitrinleri de İspanyol bayraklarıyla dolu. Herkes bu önemli meseleye kilitlenmiş. Belki tarihi boyunca hiçbir konuda sağlanamamış garip bir birlik var İspanya’da. Hayır, ulusal takımı desteklemek değil ortaklık, başka bir şey: Birlik, futboldan başka hiçbir şey konuşmama ve yayınlamama konusunda sağlanmış.

İspanya’yı destekleyenler, desteklemeyenler, her maçı kaybetmesini gönülden isteyenler, futbolla yakından ilgilenenler, ilgilenmeyenler, herkes, ama Altta, Amerika sokaklarından manzaralar. Sağdaki pankartta bir evsiz şöyle yazmış: “Kamusal alanda varolma hakkım var!” herkes futbol konuşuyor kısacası. Kitleleri bu kadar harekete geçirebilen (ya da hareketsizleştirebilen) bir oyun oluşundan ya da faşist rejimlerin çoğunda pasiflora muadili olarak kullanılmasından mütevellit futbolun dine benzetilmesi âdettendir. Örnekler saymakla bitmez, birine değinelim. Her maç anti-faşist taraftar grupları Herri Norte Taldea ve Abertzale Sur’un Sovyet marşları söylediği, Bask siyasî mahkûmları için atılan sloganlar ve özgürlükçü tezahüratların yükseldiği Athletic Bilbao’nun stadı San Mames’e “La Catedral” denmesi hayatın bir ironisi olsa gerek. Bilbao örneği konumuzla birebir alâkalı, zira konumuz, futbolun siyasallığı.

İŞÇİ SINIFININ TAKIMI

Avrupa Kupası süresince, tahmin edilebileceği üzere, İspanyol basınında ve kamuoyunun genelinde ne madenci grevi, ne sağlık ve eğitimde yapılan kabul edilemez kesintiler, ne AB fonundan banka kurtarmak için istenen borçlar gündem oldu. Yaşamsal önemi olan birçok mesele Avrupa Kupası’na denk getirildi. Böylece, kelimenin tam anlamıyla hepsinin üstü örtüldü. Bununla da yetinmeyip “millî birlik ve beraberliğe bu kadar ihtiyacımız olan şu günlerde” gerekli millî birlik İspanyol “üst kimliği” ve şovenizm de “futbolun birleştiriciliğiyle” bol bol pompalandı. Ve yazın ortasında mânâsız bir şekilde yağmurlu bir gece, İspanya İtalya’yı yenerek Avrupa şampiyonu olunca Katalunya’da dahi kraliyet armalı İspanyol bayrakları, hatta hispano-faşist semboller taşıyan bayraklar ve “Viva España” naraları eşliğinde yapılan kutlamalar (provokasyonlar) yöntemin tuttuğunun, medya operasyonunun başarıya ulaştığının kanıtıydı. Benzer bir gösteri Bask ülkesinde, Bilbao yakınlarındaki Getxo şehrinde yapılmak istenince, halk tepki verdi, 11 kişi gözaltına alınırken kutlamalarda yaralananlar oldu. İspanya’da solun bir kısmının görüşü “futbola siyaset karıştırmayalım” yönünde. Oysa Avrupa Kupası sırasında ülkede yaşananlara bakınca, futbolun siyasallaşmadığını söylemek körlük olur. Bugün futboldaki siyaset alanını faşistlere, şovenlere, cinsiyetçilere bırakmak büyük hata olur. Sokağa kızıl bayraklarla çıkmanın intihara eşdeğer olduğu Salazar’ın Portekiz’inde Benfica’nın kızıl bayraklarıyla stadları dolduran sosyalistleri ya da Franco döneminde “La Catedral”de politik mahkûmlara özgürlük sloganlarını televizyonlarında maç izleyen milyonlarca insana duyuran Athletic Bilbao taraftarlarını hatırlayalım.

Nihayetinde, milliyetçi, şoven, kolonyalist, kısacası dibine kadar politik bir bombardımana maruz kaldığımız bir Avrupa Kupası’nı geride bıraktık İspanya Krallığı’nda. Binlerce “kral karşıtı” prensle beraber sevinip üzüldü, derdi tasayı unuttu. Aynı anda, kupayı da kapsayan 45 gün boyunca büyük bir madenci ayaklanması yaşandı ülkede. Asturias’tan başlayan ve 19 gün süren büyük madenci yürüyüşü Madrid’e vardığında, madencilerin baretlerindeki fenerler gecenin karanlığını delerken kendilerini selamlayan bir pankart vardı :

“Mineros, nuestra selección
sois vosotros!” – “Madenciler, bizim
ulusal takımımız sizsiniz !” 

Can Seven

Madridlilerin Puerta del Sol’da madencileri karşıladığı sırada söyledikleri marşı izlemek için tıklayınız.

* Bu yazı Express dergisinin Temmuz-Eylül sayısında, Şehir Hatları sayfasında yayınlandı. Yazı yazıldığı esnada İspanya Futbol Takımı Avrupa şampiyonu olmuştu. Yazıyı yazarının izniyle yayımlıyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s