Ulaş Sona yazdı: İşçiler Kardeş, Transfobi Kalleş!

Her ne kadar Toki’ye destek verse de hala kral Orhan Gencebay olduğu için bu yazı da ancak Orhan Gencebay eşliğinde yazılırdı. Servis müziklerini ve gacıların araba radyolarını da hatırlattığı için hep beraber gidiyormuşuz gibi geliyor. Aksaray’dan Beykoz’a. Kadıköy’den Avcılar’a. Nişantaşı’dan Balat’a ve çekim mekanı neresiyse oraya işte.

Alt kattaki yuvadan gelen koşma seslerini duyuyorum. Mesleki deformasyon on çocuk oradan oraya koşuyor. En az on çocuk. Biz yine zorunlu repoda olduğumuz için bu saatlerde evdeyim. Yoksa bilen bilir normalde çalışırken bu saatlerde biz başka bir hikayenin insancıklarıyız. Repo set emekçilerinin tatil günlerine verilen addır. Tam bir kapitalist mantıktır. Seni yatırır, dinlendirir ertesi gün yedi buçuk servisinde hazır ve nazır olarak bekler. (servis beklemez beklenir, teker tam saatinde döner…)

Özel sektöre giren sinema ve dizi sektörü kendi kurallarıyla (tahmini artısı eksiğiyle istanbul özelinde) 17 bin insanıyla öyle ya da böyle devam ediyor. Çalışma saatlerini belirleyen herhangi bir yer olmamasına rağmen en az on yedi saat çalışmak gibi ortalama bir rakam var. Bazen daha az bazen de daha çok. Ama günleri saatlere böldüğümüzde bu ortalama çıkıyor karşımıza. Erken çıkmak akşam on yahut gece iki olabiliyor.

Sektördeki üçüncü yılım. İlk yılımda Ankara’daydım. Oradayken şartların zorluğunu Ankara’ya bağlardık. Herkes sektörün orada gelişmediği için bu kadar uzun saat çalıştığımızı ya da yemeklerin bu yüzden kötü olduğunu düşünüyordu. Ama İstanbul’a geldikten sonra fark ettik ki gelişkin denilen şey her ekibin şirkete bağlı çalışması ve dönen paranın daha çok olmasından başka bir şey değil. Evet çok gelişkin durumda o kadar büyük paralar dönüyor ki, para büyüdükçe bizim haftalığımız azalıyor. Rekabet artıyor. Yapımın gözünde insandan daha çok robot olarak görülüyorsunuz ve cam bardaktan çay içmeye kadar düşen istekleriniz yaratılıyor.

Ekranda beş saniye gözüken sahneler için siz saatlerce uğraşıyorsunuz. Çektiğiniz şeyi izleyecek zamanınız bile olmuyor. Senaryodaki hikaye sizin işiniz değil yaşam biçiminiz oluyor. Bu kadar zor şartlarda sizi tatmin eden ya kazandığınız para yahut sevdiğiniz işi yapıyor olmanız oluyor. Sevdiğiniz iş sabahlara kadar karın altında çalışmak olmasa da görsel bir çalışmanın parçası oluyorsunuz. Sürekli sinema filmlerinde çalışabilecek durumunuz olmadığı için de dizi yahut reklamlarda çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Her şey bir çok şey gibi çok hızlı ve tüketime yönelik. Yayına yetiştirdiğiniz bölümler birilerinin ceplerini fena dolduruyor ancak siz kendi ironinizde yaşamaya devam ediyorsunuz.

Dünyada en zor işler sıralamasında setlerde çalışma ilk üçe giriyor. Diğer ikisi de seks işçiliği ve maden işçiliği. (seks işçiliğini öyle ya da böyle kabul eden/gören ülkelerin yazılı olmayan sıralaması dahil) Türkiye’de de en zor işlerden biri olsa da seks işçiliği henüz bir meslek olarak görülmüyor.

Çekim yerleri seçilirken genelde sessiz sakin yerler seçilir. Hem sesli çekim yapıldığı için hem de rahat çalışabilmek için böyle yerler daha uygundur. İstanbul özelinde karşı da çalışmak, İstanbul tabelasının ilerisinde çalışmak sahnelerin içeriğine göre daha uygun olabiliyor. Ama sahne nereyi gerektiriyorsa orası kiralanır ve gidilir. Nerede olursak olalım gece dönüşte hep seks işçileriyle karşılaşırız. Çalıştığımız mahalle/semt/sokak neresi olursa olsun seks işçileriyle aynı saatlerde sokaklardayız. Bazen aramızda bir sokak fark oluyor bazen de daha fazla ama mutlaka karşılaşırız.

Setlerde transseksüel kadınlar hakkında hep kötü konuşulur ve feminen erkek olarak görülen herkes de kendi payına düşen ayrımcılıktan nasiplenir. Düşünceler hep karmadır. Setler karmadır çünkü. Zannedildiği gibi sinema televizyon bölümünü okuyan herkes setlerde çalışmıyor. Hatta bölümden gelen insanlar alaylı olan insanlara göre daha az da olabilir. Ben de alandan değilim mesela. Bir çok şeyi pratikten öğrendim. Sonuçta alandan gelse de gelmese de transfobinin okumuşla alakalı bir şey olmadığını da biliyoruz.

Bir gün serviste şöyle bir tartışma döndü. Gece üç ve çoğunluk uyuyordu. Yol kenarında arabalarının başında gacılar vardı. Bir arkadaş dedi ki “Hadi biz işten geliyoruz bu saatte ayaktayız. Ya bunlara ne demeli, insan zevki için soğukta nasıl bekleyebiliyor?”

Bunun üzerine ben ve iki kişi daha ne düşünüyorsak onu söyledik. O arkadaş inene kadar da sürdü tartışma. Bu yazının yazılma isteğini de bu tartışma yaratmıştır. Seks işçiliği bir meslek olarak görülmediği sürece bakış açıları bu veya bundan kötüsü olarak kalmaya devam edecek. Seks işçilerinin sigortaları yok, düzenli yemekleri ve servisleri yok. Belirli bir çalışma saatleri yok. Hastalansalar ve paraları yoksa tedavi olabilecekleri bir merkez yok. Set emekçilerinin ise çoğunun sigortası yok, servisleri var, sete gelen iyi kötü yemekleri var. Belirli bir çalışma saatleri yok. Üç aşağı beş yukarı set emekçileri de seks işçileri de şartlar olarak zor şeylerle karşı karşıya kalıyor. Hatta set emekçileri seks işçileriyle karşılaştırılamayacak kadar da psikolojik olarak çok daha iyi şartlarda.

İki sektörün insanları da çoğunlukla sokakta ve soğukta çalışıyor. İki sektörün insanları da bedenleriyle para kazanıyor. Ama seks işçiliği uzaktan rezillik, iğrençlik, zevkten yapılan bir iş, ahlaksızlık olarak görülürken, herhangi bir dizi de, reklam da yahut sinemada çalışmak uzaktan bakıldığında ekrana bir iş çıkardığınız için saygın, muhteşem, afili, şahane, özenilesi bir iş olarak görülüyor.

Üstelik setten çıktığınızda yeteri kadar uyursanız dinlenebilirsiniz. Ama seks işçisiyseniz sadece uyuyarak dinlenemezsiniz. Ruhunuz bedeninizden daha yorgundur. Bir kıyas yapılacaksa eğer seks işçiliği her türlü daha zordur. Hem bedeniniz hem ruhunuz hırpalanır. insanların kolay para kazanılıyor dedikleri şeyin bedelini seks işçileri bir ömürle öderler.

Geçen ay Balat’ta bir reklam setinde olay çıktı ve set grubundan bir arkadaş şişlenerek öldürüldü. Geçen ay Antalya’da bir transseksüel boğazı kesilerek öldürüldü. Güvenli çalışma koşullarımız da bu kadar güvenli. Sokaktaysanız isterseniz dünyanın en şahane işinde çalışın sizi koruyabilecek çok az şey var. Ankara’da da bunu yaşamıştık. Yol çekimlerinde yolu kesersiniz insanlar geçmesin çekim yapılsın diye, o bir dakika içinde her türlü insanı durduğunuz için sonrasında seti basmaya gelen bir grup olabilir ve sizin kendinizi koruyacağınız çok az şeyiniz vardır. Üstelik malzemeler ortada olduğu için kendinizi savunmanız daha zordur. Hasılı setteki kavgaların sebepleri böyle şeylerken seks işçilerinin öldürülme sebepleri daha farklıdır. Transfobi, nefret, genel ahlak gibi kökü daha derinde olan nedenlerdir.

Sette genellikle ayakta çalışırsınız. oturduğunuz anlar daha sayılıdır. Bu yüzden insanların en çok ayakları ağrır, beli ağrır, sırtı ağrır. kaldırdığınız ağırlığa göre de kolunuz yahut elleriniz yorulur. Bedeninizin çeşitli yerleri uzun saatler dayanıklı olmak zorunda kalır.

Seks işçileri de müşterilerini ayakta bekler. Ayakları, belleri ve sırtları ağrır. vajina, penis yahut anüslerini kullanırlar. İkna etmek ya da istemedikleri bir şeyi anlatmak için de çokça konuşmaları gerekir. Çeneleri de ağrır. Sessiz sakin seks işçiliği yapamazsınız.

Bedenimizle para kazanmak tam olarak nedir?

Uzun süre Osmanbey’de oturdum. Her gece gacıların yanından geçip evime gittim. Ben eve girdiğim halde onlar hala sokaktaydı. Sabah uyandığımda ben tekrar işe giderken de onlar evlerinde çalışmaya devam ediyorlardı. Repo günlerimde onları ziyarete gittiğimde “işin ne kadar zor” diyorlardı bana. Ben de onlara “sizin işiniz daha zor” diyordum. Sonra sohbetlerimiz hep bir şekilde yarım kalıyordu. Gacılar “annem sonra devam ederiz müşterim geldi” diye kalkmak zorunda kalıyordu. Aa seks işçilerinin repo günleri yok muydu? Yoktu. Ne izin günleri ne de tanımlı kendilerine ait bir günleri vardı. Zorunluğu seks işçiliği iki yüzlü kurum ve kuruluşların sponsorluğunda devam ediyordu.

Çok basit bir kaç maddeyle bile seks işçiliği daha zorken insanlar bunu görmez istemiyorlar. Hele geceleri sokakta çalışan insanların bunu hiç görmemeleri/ görmek istememeleri insanı çileden çıkartıyor. Muhasebe defteri hazırlayanları, muhasebe defteri hazırlayanlar anlar. Sokakta çalışmak Allah’ın emri, transfobi olmasaydı…

ps: Bu yazı seks işçileriyle ve set emekçileriyle yapılan tartışmalarla bu hale gelmiştir. Fazlasıyla eksiktir, eklenmesi gereken çok şey vardır ama yazılan kısmında zerre abartı yoktur.

Ulaş Sona

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s