Ahmet Yıldız Cinayeti: Muhalefete homofobiklikte YILDIZ’lı pekiyi

eşçinsel olduğunu açıkladıktan sonra 2008′de, 26 yaşında öldürülen ahmet yıldız nefret cinayesi davasının 9. duruşması bu Cuma (27 Ocak) saat 09.10′da üsküdar 1. ağır ceza mahkemesi’nde görülecek. lgbtt örgütleri bir çağrı yayınlayarak insan hakları savunucularını adaletin tecelli etmesini istemek ve katillerin bir an önce yakalanarak cezalandırılmaları için duruşmaya davet etti.

ben de yarınki duruşma vesilesi ile mesele dergisi’nin ekim ayında yayınlanan cinayete, davanın seyrine ve muhalefetin davaya olan kayıtsızlığına dair yazımı blogda yayınlıyorum. 

***

Ahmet Yıldız, 15 Temmuz 2008’de, İstanbul Üsküdar’daki evinin önünde kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce öldürüldü. O günden bu güne üç yılı aşkın süre ve sekiz duruşma geçti. Adalet adına bir arpa boyu yol alınamayan tam sekiz duruşma…

Duruşmaların görüldüği Üsküdar Bağlarbaşı Adliyesi’nin önünde toplanan bir avuç insan, Ahmet’in cinayete tanıklık etmek zorunda kalan sevgilisi ve arkadaşları sekiz duruşmadır davanın bir numaralı sanığı baba Yahya Yıldız’ın bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyor. Ama sadece onlar. Çünkü bu ülkede kendine muhalif diyen ve her konu hakkında muhakkak ki çıkartacak sesi olan o koca kalabalık tıpkı diğer eşcinsel ve trans cinayetlerinde olduğu gibi Ahmet için adalet istemeyi henüz aklına getirebilmiş değil. İş bu yazı, bu konuda kısacık da olsa düşünmenizi saygılarıyla arz ediyor.Başa dönelim, cinayetin öncesine…

Ahmet Yıldız Urfa’dan üniversite öğrenimi için İstanbul’a geldi, hayatını bu şehirde sürdürmeye başladı. Ahmet ne zaman eşcinselliğiyle barıştı, ne zaman çevresine açıldı kesin bir tarih bilmiyoruz. Ancak kendisiyle barıştıktan sonra bunu ailesiyle paylaştığını yazdığı mektuptan öğrenmiştik. Mektubunda kimliğiyle barışmasına dair notlar da var.

Ahmet mektubuna “Yalan söyleme, maskeni çıkar ve onur duy” diyerek başlamıştı.

Ahmet’in ailesi oğulları kendilerine açılmadan önce durumdan şüphelenmiş, İstanbul’da yaşayan Ahmet’in yanına kardeşini yollamışlardı. Bu da yetmemiş, cep telefonu ve bilgisayarını sıklıkla kurcalamış, kapılarını dinlemişlerdi. Çocuklarının “sorununu” erken yaşlarda fark eden aile çözüm yolları aramış, onu “kurtarsın” diye doktora bile götürmüşlerdi. Babası Ahmet’e “Bir doktor var, heteroseksüel yapıyormuş” demişti.

Bütün bu can sıkıcı olaylara rağmen Ahmet ille de konuşmayı seçmişti. Geri adım atmadı, kendisine sunulan “çözümlere” ya da aba altından gösterilen sopalara karşı durdu… Bildiği her şeyi ailesine bir sonuç alabilmek umuduyla anlattı.

Ancak ailesi bir türlü olayı kabullenmedi. Ahmet’in denediği bütün yolların sonunda suratına kapattıkları kapıların ardından yaşanan süreçte Ahmet,  ailesinden tehditler aldığını polise şikayet etti.

Peki polis ne yaptı? Tahmin edeceğiniz gibi hiç. Koskocaman bir hiç. Ne Ahmet’in şikayeti ciddiye alındı ne de can güvenliğinin olmadığını söyleyen Ahmet’e koruma verildi. Ahmet ailesinin ardından bu kez de her vatandaşının güvenliğinden sorumlu olan “devlet baba” tarafından da kendi öz babası ve ailesi gibi destek görmedi. Ahmet bir kere daha yaşadıklarıyla yalnız bırakıldı.

Hem endişeleri hem de yaşadıkları karşısında hissettiklerini sadece arkadaşlarına, kendi gibi sorunlar yaşayan ya da yaşamayan ama eşcinsel olan arkadaşlarına anlatabildi.

15 Temmuz: Kara bir gün

Polisin ciddiye almadığı tehditlerin ardından kısa bir süre sonra Ahmet, Üsküdar’daki evinden sevgilisiyle birlikte cıkmış, arabasına giderken kimliği belirsiz olduğu söylenen, ama belli olan kişi ya da kişilerce kurşun yağmuruna tutuldu. Can havliyle arabasına bindi, ancak bir eczanenin duvarına çarptı. Bir kurşun da arabasının camından sıkılınca, orada, sevgilisinin gözleri önünde can verdi.

Cinayetin ailenin tehditlerinden ve Ahmet’in şikayetinden sonra olması hemen hemen herkesin aklına ailenin bu işte parmağı olup olmadığı sorusunu getirdi. Aile cenazeyi morgdan almayınca bu olasılık daha da güçlendi.

Tüm bu yaşananlar ne yazık ki Türk basınında üçüncü sayfa haberi olarak görüldü ve üzerinden apar topar geçildi. Ne zaman ki İngiliz gazetesi The Independent, cinayeti “Türkiye’de ilk gey namus cinayeti” manşetiyle sayfalarına taşıdı işte necip medyamızın görüp de görmezden geldiği mevzu yeniden gündeme geldi.

Ahmet’in cezanesi günlerce morgda kaldı. Ailesinden kimse almaya girişmediği gibi Ahmet’in arkadaşlarının da telefonlarına yanıt vermediler. Arkadaşları günlerce Ahmet’in naaşını almak için ugraşsalar da soyadlarının tutmaması nedeniyle herhangi bir sonuç alamadılar. Aile öldürse bile aile idi ve devlet katında silahı sıkan aile bile olsa cenazeyi almak bir tek onların hakkıydı.

Ancak ailenin bu konuda herhangi bir girişimde bulunmaması sonucu Ahmet Yıldız kimsesizler mezarlığına gömülebildi. Oysa o kimsesiz değildi, kendisini  seven arkadaşlarından oluşan bir ailesi vardı. Ama yasalar karşısında aile, çalışan baba, evi temizleyen anne ve çocuklardan oluşuyordu.

Arkadaşları sürece LGBT örgütlerinin müdahil olmasını istemedikleri için Lambdaistanbul, Kaos GL, Pembe Hayat ve Siyah Pembe Üçgen gibi örgütler arkadaşlarının bu kararına saygı gösterip cezane işlemleriyle ya da hukuki işlerle ilgilenmeyi kendilerine bıraktılar. Ancak yapılan bir toplantı dışında dişe dokunur bir şey yapılamadı.

Bu esnada LGBT örgütleri cinayeti kınayan ve katillerin bir an önce bulunmasını talep eden açıklamalar yaptılar, eylemler düzenlediler. Ama sadece onlar. Bu esnada muhaliflerden, demokratlardan, devrimcilerden ya da günümüz aktivistlerinden ne bir ses vardı ne de seda. Onlar her zamanki gibi söz konusu kendi özgürlükleri ve konforları olmadığı için susup izlemeyi tercih ettiler.

Bir numaralı sanık baba

Savcılığın cinayetle ilgili iddianameyi hazırlaması dokuz ay sürdü. Açıklanan iddaname cinayetin bir numaralı sanığı olarak baba Yahya Yıldız’ı gösteriyordu. Bu süreci az çok takip eden hiç kimseyi şaşırtmasa da basın için yeterince magazinseldi ve elbette ki cinayet yaşandıktan ancak 9 ay sonra kendisine medyada yer bulmaya başladı. Ama bir hak ihlali meselesi olarak değil draması yüksek bir aile faciası olarak.

Savcılık araştırmasında Yahya Yıldız’ın Kuzey Irak’ta olduğu telefon kayıtlarıyla belirlenmişti. Bu ilk duyulduğunda iyi bir haber olarak varsayılsa da ilerleyen süreçte aslında savcının da polisin de bu bilgiyle hiçbir şey yapmayacağı anlaşıldı.

Dava ile ilgili bugüne kadar tam sekiz duruşma görüldü. Her duruşmada ya hakim ya adliye görevlileri davayı izlemeye gelenlere binbir zorluk çıkarttılar, duruşma salonundan çıkarıldılar ya da hiç alınmadılar. Hikayeden, kariyerleri için film ya da belgesel yapabilmek malzeme toplayan ve bunun için adliye önüne gelen sinemacıları saymazsak her duruşmada sayıları 25 ile 30 arasında değişen bu “kalabalık” ne attığı sloganları duyurabildi kamuoyuna ne yaptıkları açıklamalar birkaç bağımsız, solcu yayın dışında bir yere haber olabildi.

Birkaç feminist örgütün temsilcileri dışında ne bir aydın ne sol siyasi partilerden ya da gruplardan insanlar ne de Kürt hareketinden birileri adliye kapısına geldi.

İnternette örgütlenen bir grup eşcinsel “Ahmet Yıldız benim ailemdir” isimli bir video hazırladı, çeşitli yabancı kanallar ve gazeteler LGBT örgütleriyle ya da Ahmet’in cinayetinin de tanığı olan sevgilisiyle görüştü, bazı sinemacılar da belgeseller hazırladılar. Olan biten de bu kadardı.

Sekiz duruşmada varılan sonuç Yahya Yıldız hakkında kırmızı bültenle arama emri çıkarılmasından başka bir şey olmadı. Süreci hızlandıracak ve cinayeti kamuoyuna taşıyacak bir kalabalığın da olmaması tosbağa kadar “hızlı” ilerleyen hukuki sürecin havanda su dövmesinden başka bir işe yaramadı.

Bir sonraki duruşma da ta 2012’nin Ocak ayına ertelendi.

Ahmet sizin neyiniz?

Cinayetin öncesinde ve sonrasında yaşanan az çok böyle. Ancak bu yazının yazılmasının asıl sebebi size ne olduğunu anlatmaktan ziyade nelerin olması gerektiğini ama olamadığını hatırlatıp olay hakkında birkaç soru sormak.

Farkında mısınız bilmiyorum, ancak Türkiye’de her yıl 20 ile 30 arasında eşcinsel ve trans cinayeti oluyor. Sessiz sedasız. LGBT örgütlerinin ve bireylerinin dışında konunun ciddiyetini anlayan da pek yok.

BDP’li Sebahat Tuncel’in ve CHP’li Çetin Soysal ile Mehmet Sevigen’in meclise verdikleri soru önergelerini de saymazsak siyaset hepten kör, sağır ve dilsiz durumda.

Duruşma günleri adliye önü asla kalabalıklaşmıyor. Kimse görmeyi ve duymayı tercih etmediği gibi, duyulmasını ve görülmesini de önemsemiyor. LGBT örgütleri sınırlı sayıda insanla belki de kapasitelerinin üstünde sorunlarla ugraşmak durumunda kaldıkları için duruşmaları takip etmekte zorlanıyorlar. Ancak her fırsatta birlikte yürüdükleri, hareket ettikleri, birlikte kampanyalar, eylemler örgütledikleri gruplardan da gerekli desteği göremedikleri için o hep sıkıştırıldıkları yalnızlık psikolojisiyle de baş etmek zorunda bırakılıyorlar.

Bundan LGBT örgütlerini eleştirmeyelim gibi bir sonuç çıkarmayın lütfen. Ancak hayatın her alanında ayrımcılıkla mücadele derken bir de öldürülen arkadaşlarının/insanların hukuksal mücadelelerini takip etmek takdir edersiniz ki o kadar da kolay olmuyor.

Ahmet Yıldız cinayetine müdahil olma talepleri (tıpkı çok sayıda eşcinsel ya da nefret cinayetinde olduğu gibi) hakimler tarafından reddediliyorlar. Gerekçe hep aynı: “Olaydan doğrudan zarar görmedikleri için.”

Yaşanan şiddetin ya da cinayetlerin doğrudan hedefi değilseniz, yani öldürülen ya da şiddet gören siz değilseniz bu toplumda psikolojik olarak hapsedildiğiniz bu korku çemberi ne yazık ki hakimleri pek ikna etmiyor. Bu örgütlerdeki insanlarin ya da hayatlarını örgütsüz olarak sürdüren bireylerin hep gölgesinde yaşadıklari bu tehdit ne tuhaf ki baş ağrısı, grip ya da nezle gibi “hafif” hastalıklarla bir tutuluyor ve yetkililer herhangi bir adım atmaya gerek görmüyorlar.

Peki nefret cinayetleri solcuların, devrimcilerin, muhaliflerin, her konuda açıklama yapmaktan, imza toplamaktan ya da basın toplantısı düzenlemekten imtina etmeyen aydınların ve hatta hak savunucusu liberallerin neden hiçbir zaman gündemi olmuyor, olamıyor?

Sebepler muhtelif. Olasılıklar da çok. Ancak dillerinden insan hakları, bireysel özgürlükler, yaşam hakkının kutsallığı, dayanışma ve birlikte mücadele gibi kavramlar su gibi akan, bu kavramları kullanmakta oldukça cömert olan bu kesimler, söz konusu şiddet gören ya da öldürülen LGBT’lerle dayanışma olunca neden bu kadar cimrileşiyor?

Kendilerinin dediği gibi daha önemli işleri mi var? Öncelikleri mi farklı? Yoksa tehdit sadece kendilerine ve konforlarına yönelik olduğu zaman mı birer hak arayıcısına dönüşüyorlar? Bunlar geçen yıllar içinde sıklıkla duyduğumuz “bahanelerden” sadece ikisi. Bahane bulmak konusunda yaratıcı olduklarını söylemeden geçmeyelim.
Ölen ya da şiddet gören LGBT’lerin politik birer figür olmaları, yayınlanmış kitapları, makaleleri ya da söyleşilerinin olmaması da öldüklerinde ciddiye alınmamalarına mazeret olabilir mi? Neden olmasın.Ya da okudukları eşcinsel ya da trans cinayetlerine içten içe oh diye sevinen, medyanın ailelerin, çocukların ve gençlerin “kurtulduklarını” bazen alttan alta bazen de açıkça beyan etmesinden etkileniyor olabilirler mi?

“Ahlak” meselesiyle ve kendi heteroseksuel ve çoğunlukla erkek ahlakçılıklarıyla yüzleşmemelerini düşünürsek bunlar da olası.

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği mücadelesini yeterince ciddi bulmuyor olduklarından olmasın sakın. “Kapital”i okumamışlığın, hiç siyasi fikirleri yüzünden hapse tıkılmamış olmanın, sürgüne gönderilmemenin bu körlüğün sebeplerinden biri olması sizce de muhtemel mi?

Aslında hiç uzatmayalım, doğrudan soralım; öldürülen bir eşcinselden ya da transtan dayanışmayı esirgeyen, LGBT’lerin yaşama ve hak mücadelelerine sırtını dönenden gerçekten sosyalist, devrimci, özgürlükçü, hak savunucusu ya da aktivist olur mu?

Bawer Çakır
Reklamlar

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s