özel hayatımla değil blog’umla gündeme gelmek istiyorum

keşke bu ilk post’un girişi için derdimi anlatacak bi şiir dizesi ya da ünlü bi düşünürden bir paragraf bulsaydım ve bu cümleyi kurmak bu kadar azap vermeseydi. ama bulamadım. aslında aramadım da. yaratıcı olup havalı bi cümle bulamadığımdan gibi aklıma havalı bi cümle gelmedi. tembel olduğum için de hz. gugıl’da özlü bi söz bulmaya çalışmadığımdan bu kastırık cümleyle idare edeceğiz.


efendim, 31 yaşında, yedi kat yabancının twitter’i, facebook’u ve google +’ı icat edip eskinin atari salonu bağımlısı veletlerini sosyal medya azmanına çevirdiği şu günlerde bi artistlik yapıp blog açmaya karar verdim. eşin dostun gazlamasıyla da havaya girdim ve her şey çok güzel olacak sanarak olaya giriştim.
ancak süreç pek de beklediğim gibi gelişmedi. ve kendimi obsesyonumun da yardımıyla sinir krizinin eşiğindeki bloggerlardan birine şıp diye dönüşüverdim. üstelik henüz hiçbir şey yapmamıştım.
bundan 14 yıl evvel, hani herkes arkadaş hani oyunlar sürer ben de istanbullu punklarla takılırken büyüklerden heves edip fanzin yapmaya başlamıştım. fanzin yapmak çok zevkli bir hadiseye dönüşmüş ve ben tiksinç hayatımda kendime şahane bi oyuncak bulmuştum. ölesiye zevk alarak neredeyse üç haftada bir yepisyeni bi fanzin yapıyor, uhu kokusuyla kafa buluyor, fotokopicilerde kağıtlar arasında dans ediyordum. fanzin yapmak kolaydı. ilk kez bilgisayarı 27 yaşımda kullanmaya başladığım için her şey “do it yourself” idi ve internet henüz kafelerden girilen ve chat yapılan bir şeydi. bu yüzden yaptığım fanzinlere isim bulmak da çok kolay ve keyifliydi. bunun, blog yapmaya karar verdiğimde de benzer bir şekilde cereyan edeceğini düşünüp “aman nasılsa bulurum, yaparım” dedim. ama burnumdan geldi. önce havalı bi isim bulamadım. sonra eskiden yaptığım fanzinlerin isimlerini denedim, hepsi daha önce alınmıştı. ilk hayal kırıklını atlattıktan sonra bu kez sayısız isim denedim. ikinci tokat da böylece yüzümde patladı. zira heyecanla bulduğum isimlerin hepsinin benden önce zaten başkalarının aklına daha geldiğini görüp aslında kreatif bir insan olmadığım gerçeğiyle yüzleştim. –hayat insana bazı şeyleri çok acı öğretiyor.
baktım ki isim bulmak hadisesinin içinden çıkamıyorum, olabilecek en manasız ve de asla soran birine açıklamasını yapamayacağım bu ismi buldum: fakfukfon. ismi havalı kılan bi hikâye bi şey aradım ama aklıma “fakir fukara fönü”nden başka hiçbir şey gelmedi. ondan da vazgeçtim. kendimi salak olarak ortalığa saçmanın alemi yoktu sonuçta. baktım ki açıklayacak bi durum yok ortada, bıraktım, böyle dağınık kaldı. ileride belki şehre bir film gelir bir güzel anlam olur anılarda…
ismi bulunca her şey daha güzel dünya da daha yaşanılır bir yer olacak diye ümitlendim. ama blog hadisesi bana hiç çalışmadığım yerlerden sormaya başladı. bloga isim bulmaktan daha kan kusturucu olanın o blogun tasarımını yapmak olduğunu acı bi tecrübeyle öğrendim.
şekline karar ver, blogun adının, alt metninin, yazıların karakterlerini seç, renkleri dene, renkleri seç, renkleri değiştir, müfettiş gadgetgillerin ne olacağına, nerede duracağına karar ver, sonra hepsine kendimce komik sandığım isimler bul, renk tonlarını ayarlamaya çalış ama becereme, değiştir, beğenme yeni kombinasyonlar dene, internetten resim bul, fona koy, iğrenç olsun, bi daha değiştir… derken tam tamına 14 saatimi ekran karşısında bu zamazingoları yapmak için harcadım. harcadım da ne oldu. işte bu gördüğünüz çarşamba pazarı. ama ya basta! dedim. şayet demeyeydim bir 14 saati daha ekran karşısında geçirecek ve o vaktiyle “kopma garantisiyle” sanal alemde dönen bilgisayar oyunu oynarken cinnet geçiren çocuğu suya götürüp susuz getirecektim. neyse ki aile terbiyesi almış, nerede durmasını bilen biriyim de –evet bu yalan ama olsun, pembe bi yalan sonuçta. ya da beyaz, bilemedim- ekran karşısında sızmışım.
sonra uyandım, eşe dosta sordum, beni başlarından atmak için birkaç şey söylediler ve ben de şimdilik bu gördüğünüz tasarıma karar verdim. belki fotoşop bilseydim, teknolojik hadiselere hakim olsaydım her şey daha kolay olabilirdi ama hayatta tek hakim olduğum konu 90’larda pörtleyen türkçe pop müziği ve çok içki içilen gecelerde yapılan geyikler dışında hiçbir işime yaramıyor. keşke blog yaparken işe yarasaydı.
tasarımı da hasbelkader hallettikten sonra zurna geldi ve zırt dedi. çünkü ilk ne yazacağımı bilemedim. düşündüm durdum ama yok, onu da bulamadım. bütün bunlara rağmen blog’u açmaktaki ısrarımla gurur duymak istedim, o da olmadı. yine bir arkadaşım “pampişlerim filan de, kendini tanıt” dedi. kendimi tanıtacak elle tutulur bir bilgi yok, onu anında ve ışık hızıyla geçtim. ama pampiş’e baktım, öyle bir sendika bulamadım, hangi sektörde örgütlüler filan bilirsem belki bi gün bahsederim.
ben blog’la debelenirken amy winehouse öldü. didem madak öldü. kısa şortlu olmasam da epey gençkenden beri tanıdığım şaban dayanan öldü. (huzur içinde yatsınlar). bana bi sinir bastı. yonca evcimik amy ölür ölmez hıncal evcimik oldu, su testisinin kafasında paralanması için çok ah aldı. yeni twitter canavarı dr. erol bey de kalktı hıncal evcimik’e destek olacağım diye el yükseltti, evcimik’e tepki gösterenleri uyuşturucu bağımlısı “gay”ler ilan etti. hala biraz mal modundayım ama sinem kobal’ın oyunculuğu bırakmasıyla hayata yeniden ümitle bakmaya başladım. uruguay copa america’yı kazandı. bu da iyi bi şey bence.
ezcümle, üstüne o kadar düşünüp kafamda tasarladığım blog’a değil üç yaklaşık sonuç, henüz hiç yaklaşık sonuç mesafede olsam da daha fazla bekleyip depresyona girmektense bu türkçe olimpiyatları’nda okunsa büyük bi kitlenin felç geçirmesine sebep olacak giriş yazısını yazdım ve hiç utanmadan yolluyorum. okuyunuz. ben de blog’a ne yazacağımı düşüneyim. şuanda hiçbir fikrim yok ve çoktan gerilmeye başladım. umarım yakında çok görüşürüz. muhabbetle efendim.
Reklamlar

12 comments

  1. @adsız: cümlemize. (:
    @se7in-ilevın, yazıya hava katsın diye dedim. kalbini kırmak degildi niyetim. 😛

  2. sayın sputnik,
    blogunuzu heyecanla okudum ve çok heyecanlandım. çok uğraşmışsınız, ellerinize sağlık. nur topu gibi bi blog olmuş. maşallah!
    bugünden itibaren sizin fanınız ve en büyük takipçinizim.

  3. sayın adsız (yok birinci sıradaki değil, se7in'den sonraki, en yeni adsız) bu yorumu benim yazmadığımı ispatlamak zaman alacak ama her şeyin bi bedeli var sonuçta. katlanacağım. (: teşekkür ederim. allah nazardan saklasın diyeyim o vakit. (: sevgiler.

  4. merhaba,
    ben ilk adsız. blogunuzu takip etmek istiyorum ama üye olmayı beceremiyorum. bana ve benim durumumdaki yeteneksizlere ne önerirsiniz?
    (facebook hesabımızla filan yapamıyor muyuz bu işi? yahoom mahom yok benim.)
    not: cevabı kalbimi kırmadan verirseniz sevinirim.
    sevgiler

  5. @ öner & aligullüm: öpücüks.
    @ adsız: üyelikten kastın takip etmek ise şayet ekranın sağında, altta takip et şeysi var. onu denedinde mi olmadı? twitter kullanıyorsan da edebiliyorsun sanırım. facebook da oluyordur. ama gel gör ki o kadar cahilim ki bilmiyorum nasıl oluyor. hahahaha! dur gugıl'a bakıp sana yazayım bir şeyler. (kalbini kırmadım di mi? (: )

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s